Foreign policy will determine the performance of the economy

Bir ülke ekonomisi yoktur ki kendini dış dünyaya kapatarak, soyutlayarak refah üretebilsin. Aksine ülkeler ve ekonomilerinin diğer ekonomiler ile ilişki kalitesi, ekonominin temel pozitif belirleyeni haline geldi. Ulus ekonomileri hiçbir dönem olmadığı kadar birbirleri ile bağlı ve bağımlı. Başka ifade ile dış politika artık ekonomi tanımının merkezine konuşlandı. Başarılı, etkin dış politika, ekonominin profilini yükseltirken, uluslararası toplulukça tasvip görmeyen, olumsuzlanan dış politika içeride ekonomiye zarar veriyor. Yakın geçmişimiz bunu teyit eden eşsiz deneyimler ile dolu. Türk ekonomisinin pozitif değerleri yakaladığı dönemler, dış politikamızın uluslararası kamuoyunca değer gördüğü yıllar ile aynı periyodu paylaşır. Popülist söylem ne zaman Türkiye dış politikasını şekillendirdiyse ekonomi içeride kan kaybetmeye başladı.

Son yıl ve aylarda benzerine dünyada da tanık olduğumuz popülist siyasetin bazı ülkelerdeki iktidarı dünya barışı adına umutları tahrip etti.  Ön Asya’da oldukça zorlu bir coğrafyada yer alan ülkemiz de maalesef popülizm bezeli gergin dış politika belirleyenlerinden nasibini aldı. Belki de çevredeki ateş çemberinin de etkisi ile giderek gerginlikten öfke boyutuna taşınan dış politika söylememiz adeta her gün yeni bir diplomatik tartışmanın fitilini ateşledi.

Konunun ülke demokrasi ve dış politikaya etkileri bir kenara ekonomiye görünür yansımalarının üzerinde durmak isterim. Öncelikle Türkiye zorlu da olsa dünyanın lojistik cenneti olan coğrafyasının avantajlarından ciddi şekilde yararlandı. Türkiye, şirketlerin hem yatırım hem de yönetim üssü haline gelmek için bütün koşullara sahipti. Dünya devi firmalar salt Orta Doğu ve Asya değil Avrupa operasyonlarını dahi Türkiye’den yönetmeye başlamıştı. İstanbul, dünyanın önemli finans merkezlerinden biri haline gelmişti. Ancak Türkiye son yıllarda yakaladığı bu şansı elinden kaçırma noktasına geldi. Düne kadar çok uluslu şirketler için vazgeçilmez üretim ve yönetim üssü olan İstanbul’un, özellikle Doğu Avrupa’da çok sayıda rakibi çıktı. Suriye’deki gelişmelerin de etkin olduğu bu süreçte Türkiye son dönemde izlediği gergin dış politika ile yatırım ve yönetim için Türkiye’yi tercih edeceklerin kafasını karıştırdı. Önce Rusya ardından Almanya merkezli AB ve dönem dönem ABD ile yaşanan politik sorunları daha mutedil bir dil ile çözmek yerine aksi yapıldı. Sonuç olarak Türkiye her ne kadar yabancı yatırımcılara cömert ve samimi davransa da dış politik iklim yabancı yatırımcı motivasyonunu olumsuz etkiledi.

Yabancı yatırımcıları bir boyutu ile turistlere benzetmek mümkün. Tatil kararı verecek her turist en kaliteli ve güvenli tatili nerede yapacağına dikkat eder. Yabancı yatırımcı da yatırım kararı verirken farklı düşünmez ve en iyi, sürdürülebilir karı hangi güvenli ülkede yapacağını değerlendirir. Türk turizminin son iki yılda dramatik gerilemesi rakamlar ile sabit. Aynı sorunu yabancı sermayede yaşamak istemiyorsak son aylarda herkesi özellikle de Türkiye dostlarını kaygılandıran sert dış politik söylemden bir an önce vazgeçilmelidir. Siyaset kurumu için popülizm sık demir atılan limandır ancak unutmayalım o liman asla güvenli bir barış noktası değildir. Başta ekonomik olmak üzere her türlü sorunu aşma potansiyeline sahip Türkiye, yeni başarılar için önünde engel oluşturan sert dış politik söylemini geç kalmadan yumuşatmalıdır.